24/4/2008 ·

KENDİNE GÜVENMEK

KENDİNE GÜVENMEK

Madem kendinize güvenmek istiyorsunuz size güven verecek tedbirleri almalısınız. Bunun da başında iyi bir hazırlık gelir. Hazırlık kanaatlerimizin, düşüncelerimizin, hükümlerimizin derlenip toparlanmasıdır. His ve fikir dünyamızın ürünleri deniz dibindeki çakıllar gibi daima derinlerde dururlar. Hazırlanmak bu derinlere dalıp çakılları çıkarmak, temizlemek cilalamak ve tasnif etmektir.

Bu çalışmalar sonunda ortaya çıkacak en kıymetli eser içimizden doğup gelen eserdir. İrademiz dahilindeki davranışlarımızı denetleyerek irademiz dışındaki davranışlarımızı düzenleyebiliriz.

Şahsiyetimize bir şey katmayan davranış, şahsiyetimizden mutlaka bir şey eksiltir. Enerjinizi bağlayabilecek bütün engellerden sıyrılmış olmalısınız. Canlı olmalısınız. Sabah kalktığınızda yeni bir güne başlamanın heyecanını hissetmelisiniz. İşte bu insana enerji verir.

Düzensiz bilgi düşünce dengesini bozar. Plansız çalışma yapılamaz. Çalışma amacı olan bir seyahattir. Gelişigüzel bir şehir turu değildir. Nereye gideceğini bilmeyen adam olduğu yerde kalır veya dolaşıp dolaşıp başladığı yere geri döner. İnsanın aklı bir bahçeye benzetilebilir. O bahçe tanzim edilir, o bahçeye bakılırsa orada güzel ve faydalı bitkiler yeşerir. Kendi haline bırakılırsa ortalığı yabani otlar kaplar. İnsan bahçıvan gibi aklını tanzim etmekle yükümlüdür. Bunu yapan sonunda ruhunun da bahçıvanı olduğunu keşfeder. İnsanın başarısı, gayretinin başına kondurulmuş bir taç, düşüncelerinin boynuna geçirilmiş bir çelenktir. İnsan hayatında yalnız, emek ve emeğin neticeleri vardır. Neticenin gücü emeğin ölçüsündedir.

Şans yoktur her kuvvet emek mahsulüdür. Hayat bir mücadeledir. Aynı şekilde içinde bulunduğumuz her saniyenin sınavı da bir mücadeledir. Bu mücadelede dövüşenler kazanırlar. Bu şartları beğenmeyebiliriz, onları değiştirmek elimizde değildir zaten. Ancak cesaretli olanlar mücadeleyi kazanacaklardır. Cesaretinizi unutup dövüş sahnesine çıkarsanız, her hamlede mağlup olursunuz ve sahneden eliniz boş inersiniz. Kazanmayı çok istersek çalışır, çalışınca da başarırız. Çalışmaya başladığımızda geri dönüşün tüm yollarını kapamalıyız. Çünkü geri dönmeme kararı her işte başarı için ilk şarttır. Neşeliymiş gibi davranırsak neşeli, korktuğumuz halde cesurmuş gibi davranırsak cesur olabiliriz. Korkularımızdan kaçmak yerine onların üzerine gitmeliyiz. MADEM YÜZMEK İSTİYORSUNUZ ÖYLEYSE SUYA GİRMELİSİNİZ, TARLADA YÜZME ÖĞRENEMEZSİNİZ. Korkuyu bilgisizlik ve bilgisizliğin verdiği tereddüt doğurur. (Robinson)

Ne yapacağımızı bilmemek bizi dağıtır perişan eder. Ancak tecrübeler bizi korkumuzdan uzaklaştırır. Arzularınızın gücünü görebilseydim adımlarınızın hızını söyleyebilirdim. Çünkü alacağınız mesafe yolun başındaki azminize bağlıdır. El attığı işin peşini bırakmayan ve bütün gücüyle o işi takip en birisini iç kimse engelleyemez. Kendine güven kazanmanızın en mükemmel yolu başarısızlığa imkan vermeyecek kadar iyi hazırlanmaktır. En büyük ilham çalışmaktır. Karşımızdakinin ne düşündüğünü bilseydik, ne olduğunu da bilirdik. Bizi biz yapan düşüncelerimizdir. Yaşamımızı belirleyen ruhsal yapımızdır. Hepimizin uğraşmak zorunda olduğu en büyük ve aslında tek sorun; doğru düşünceleri seçmektir. Eğer bunu yapabilirsek bütün sorunlarımızı çözme yolunda adımlar atarız.

Size kendinizden başka hiç kimse kurtuluş getirmez Biz nesnelere ve çevremizdeki kişilere karşı düşüncelerimizi değiştirirsek, nesneler ve kişiler de bize karşı davranışlarını değiştirirler. Düşüncelerimizde köklü değişiklikler yapınca yaşamımızın somut olanaklarının da değiştiğini şaşırarak görürüz. Biz istediklerimizi değil olanaklar çerçevesinde elde edebildiklerimizi kazanırız. Kendi benliğimizle sonumuzu belirlemeyi başarabiliriz.

Yalnız bugün için şöyle düşünürsek:

-Mutlu olacağım ve elimdekilere şükredeceğim -Tüm olanlara uyum sağlayacağım -Her şeyi kendi isteklerime uygun hale getirmeye çalışmayacağım ama hedefimden şaşmayacağım -Ailemi, görevimi, kaderimi olduğu gibi kabul edeceğim -Bedenimle ilgileneceğim, düzenli besleneceğim. -Zekamı güçlendireceğim, yararlı şeyler öğrenip çalışma, düşünme ve dikkat isteyen şeyler okuyacağım. -Birilerine iyilik yapacağım -Güler yüzlü olacağım öncelikle iyi görünecek ve iyi hareket edeceğim -Kusur aramayacak, başkası hakkında kötü konuşmayacağım -Yaşamımın bütün sorunlarını değil yalnız bugünü ilgilendirenlerini düşüneceğim -Programlı ve planlı hareket edecek, unutabileceklerimi not alacağım. -En fazla bir saati Bencil insanlar sizden yararlanmaya kalkarsa onlarla ilginizi kesin ama onlardan intikam almaya .çalışmayın. Aksi halde onu yaraladığınızdan daha fazla kendiniz yaralanırsınız. Asıl görevimiz uzaktaki belirsiz şeylerle uğraşmak değil, elimizdeki belli olanla ilgilenmektir Kendinize bir olayın sonucu hakkında en kötü olasılık nedir diye sorun. Gerekirse bu en kötü olasılığa hazırlanın. Sonra sakince zararı azaltmanın yollarını arayın. İnsan olayı ve olayın özelliklerini tarafsız olarak kavramaya çaba gösterirse bilginin ışığında genellikle üzüntüleri kaybolur. İnsanın sinirlerini yıpratıp cehenneme çeviren şey sorunlar karşısında kararsız kalmaktır, kesin bir karara vardığımda üzüntümün yarısının yok olduğunu gördüm yüzde kırkı da kararı uygulamaya başladığım anda yok oluyordu. Üzüntümün yarısı sorunu yeterince anlamadan çözmeye çalışmaktan kaynaklanır.

Söğüt gibi eğilin meşe gibi direnmeyin. Yani zorluklara katlanın eğilin Direnirseniz kırılmayı ve yıpranmayı kabullenmiş olursunuz. İdeal insan başkalarına iyilik yapmaktan sevinç duyar ama kendisine yapılan iyiliği de unutmaz. Vermek büyüklük almak ise küçüklük işaretidir. Nankörlükten rahatsız olmayın ona karşı hazırlıklı olun. Anımsayalım ki mutluluğu bulmanın tek yolu minnettarlık beklememek ve yalnızca vermekten sevinç duymaktır. Anımsayalım ki minnettarlık ekilip biçilen bir olgudur. Yaşamdaki en önemli şey kazanmak değildir. Bunu her insan yapabilir. Asıl önemli olan kayıplarımızdan neler kazanabileceğimizdir. Bu da zeka ister. Bir bilgeyle aptalı ayıran da budur. Yaşam bize bir limon verirse ondan limonata yapmaya çalışalım. Eğer insan yaşamından bir tat alacaksa, düşünmeli ve yalnız kendi için değil başkaları için de iyi olacak şeyler yapmanın planını kurmalıyız. Çünkü kendi için alacağı tat, kendinin başkaları için, başkalarının kendisi için alacağına bağlıdır. Her gün birisinin yüzüne mutlu bir gülümseme getirecek bir iyilik yapın. Olumsuz bir durumu olumlu hale getirmek bizim elimizdedir. Uyuyamazsanız kalkın uykunuz gelinceye kadar çalışın ve ya okuyun. Unutmayın ki kimse mi dinlenmeye ve tefekküre ayıracağım diye düşünürsek bugünümüzü karlı bitiririz. uykusuzluktan ölmemiştir.

İnsanlarla iletişimde güçlük kişilerde değil, sizin onlarla ilişkinizdedir. Sorun siz ve diğerlerinin birbirini nasıl algıladığı ve birbirinin davranışına ne ölçüde tolerans gösterebildiğidir. Karar verirken sizin veya diğer kişinin tavrının şu üç boyutu nasıl etkileyeceğini düşünün: VERİM, STRES, İNSAN İLİŞKİLERİ

İnsanları samimi ilgiyle dinleyin, sıcak bir diyalog kurmaya çalışın. Sosyal risklere atılın. Daha duyarlı bir insan olduğunuzda başkalarından değişiklik talep etmenize gerek kalmayabilir. Kendi davranışlarınızdaki değişiklikler onların da size farklı davranmalarını sağlayabilir.

 

 

24/4/2008 ·

SINAVDAN KORKUYORUM…

Sınav’ ve ‘korku’ sözcüklerinin her bileşeni sınavla ilgili duygularımızı belirtmekte kullanılır.

‘Sınavdan korkuyorum’.

         ‘Sınavdan korkmuyorum’.

         ‘Sınavdan herkes korkar’.

         ‘Çalışan korkmaz’.

         ‘Ben hiç bir şeyden korkmam ki sınavdan korkayım’.

 

Bu sözlerin içinde değişik duygulanım boyutlarını farkederiz. Kimi sözler sınav korkusunun yaygınlığını vurgularken kimisi de koşullu bir korkudan söz eder, ‘çalışan korkmaz’ gibi. Kimisi hiç korkmadığını söylerken kaygısını yatıştırmak ister gibidir. Oysa sadelikle söylenen bir söz ‘sınavdan korkuyorum’ diyerek duygusunu açıklar.

‘Sınavdan korkuyorum’ diyen kişi, bir kaç özelliği birlikte dile getirmektedir.

-      Sınavın sonucu belirsizdir,

-      Bu korku belirli bir konuya ilişkindir,

-      Korku kişisel ve özneldir.

 

Duyguların gerçeği de budur. Sınav, sonucu belirsiz bir yarışma sınavı olduğu için kişinin ‘sınavdan korkması’ nesnel ve haklı bir korkudur.

‘Korku duygusu’ üzerinde çok araştırma yapılmıştır. Korku duymak çok insani bir duygulanımdır, evrenseldir ve koşullarla bağlantılıdır. Korku, canlıları tehlikelerden koruyan önemli bir duygudur. Bütün canlılar bu duyguyu hayatta kalabilmek için gerekli yerlerde kullanır.

Canlılar (hayvanlar ve insanlar), bir tehlike karşısında kaldıkları zaman şu iki komuttan birine uyma eğilimi taşırlar: Saldır ya da kaç. Gerçekten de tehlike karşısındaki canlıların davranışı da bu iki komuttan birine uyar : Saldırır ya da kaçar.

 

SINAV KORKUSUNU GÜCÜMÜZ YAPABİLİRİZ…

 

‘Korkuyu gücümüz yapmak’… Bunu pek düşünmeyiz. Korku gücümüzü azaltır, bizi yapmak istediklerimizden alıkoyar. Ama neden korkarız? Korku bizi nasıl etkiler? ‘Saldır ya da kaç’ komutlarına uyamazsak ne yapabiliriz. Korku bizi engelleyecek kadar güçlü olduğuna göre, bu gücü kendimiz için kullanamaz mıyız? Sorun bunun yolunu bulmakta. Deneyelim mi?

 

1.    Neden korkuyorum?

 

2.    Açıktır ki beni korkutan sınavdır. Öyleyse, bunu düşünmeliyim. Sınavdan neden korkuyorum. Çünkü, başkalarıyla yarışıyorum ve yarıştıklarımın durumunu bilmiyorum. Sınavın sonucu belirsiz, bu da beni korkutuyor. Şimdi neler yapabileceğime bakmalıyım.

 

 

3.    Sınava girmek neden gerekli?

‘Neden bu sınav için en güzel yıllarımı harcıyorum. Bütün zevklerimi bir yana bırakmaya zorlanıyorum ve bundan hoşlanmıyorum. Üniversite eğitimi çok mu önemli? Pek çok insan üniversite eğitimi görmüyor ve hayatlarını çok iyi kazanıyorlar.

Ben de öyle yapamaz mıyım?’. Bunları kendimize söyleriz ama kendimizi ikna edemeyiz. İçimizden biliriz ki ‘üniversite eğitimi’ hayatımız boyunca bizim olacak, bizi başarıya götürecek, bizim desteğimiz olacaktır. Kabul edelim ki, üniversiteye girmek önemli bir amaçtır. Bunun için yapılacak özveri, sonunda değerli bir hedefe ulaşmak için yapılacaktır. Evet, belki de en güzel yıllarımız büyük bir hedefe yöneldiğimiz zamanlardır. Buna ‘değer yatırımı’ deriz.

 

4.    Hazırlanmak korkumu yenecek mi?

İşte, korkuyu yenecek araçların önemli birisi : İyi hazırlanmak. Gerektiği gibi hazırlanmak ve kendini iyi hazırlandığı konusunda ikna etmek çok önemlidir. ‘İyi bir hazırlık dönemi’ hem korkumuzu azaltır hem de duygularımızı olumlu yönde etkiler. Ancak, bu etkiyi görebilmek için kendimizi rahatlatmayı değil, etkin bir çalışmayı hazırlamalıyız. Bu da, zamanı önceden belirleyen bir program yapmak demektir. Önümüzdeki zamanı kullanmayı başaralım, sonuç bizi de şaşırtacaktır.

 

5.    Korkunun enerjisini gücümüz yapabiliriz.

Korku bizi harekete getirir. İşte bu güçten yararlanmalıyız. ‘Sınavdan mı korkuyorum, öyleyse ben bu sınavı kazanacağım’. ‘Gerektiği gibi hazırlanacağım. Elimden geleni yapacağım. Bu sınavı kazanacağım’. Korkunun gücünü başarma enerjisi olarak kullanabiliriz.

Ama panik, bizi hareketsiz bırakır, bize ‘sen yapamazsın, boşuna çalışıyorsun’ der, bu da gücümüzü azaltır. Kendimizi panikten korumalıyız. Panik düşünme gücümüzü dağıtır, başarma duygumuzu geriletir.

Başarı olumlu enerjinin ucunda gelir.

 

6.    Her sonucu göze alma cesaretine sahip olmalıyız.

Her sınav sonuçların göze alınmasını gerektirir. Bir iş görüşmesi, yeni Birisiyle tanışma, bilmediğimiz bir grupta konuşma yapma, yeni bir arkadaşla tanışma küçüklü büyüklü sınavlardır. Bu sınavların sonuçları da olumlu olduğu kadar olumsuz da olabilir. Bunları göze alamazsak yeni bir adım atamayız. Şimdi, cesaretli olmalıyız.

Bu sınavı kazanmak için çalışacağız ama sonuç beklediğimiz gibi olmayabilir. O zaman yılmadan yeniden hazırlanmamız gerekir.

 

Peki ama, şimdi hazırlanmak ve bu işi bitirmek en iyisi değil mi?

Unutmayalım, cesaret başarının yol arkadaşıdır.

24/4/2008 ·

BELLEĞİMİZİ GELİŞTİRMEK MÜMKÜN MÜ

Bellek Şampiyonları

1993 yılının Ağustos ayında Londra’da yapılan II. Dünya Bellek Şampiyonası’nın birincisi, 2 dakikalık aralıklarla sunulan 100 sayıyı ezberlemiş ve yarım saat içinde 1002 adet çift sayı üretebilmiştir. Ayrıca bir saat içinde 8 deste oyun kağıdının sırasını ezberlemiş ve hatasız olarak hatırlayabilmiştir. Yarışmanın ikincisi, 100 kişinin ismini 15 dakika içinde öğrenerek doğru bir şekilde sıralayabilmiştir. Şampiyonaya katılan diğer bir yarışmacı ise Blackpool’daki otellere ait 15.000 telefon numarasını ezbere söylemiştir (Valentine ve Wilding, 1994). Rajan Srinivasan Mahadevan, 2.5 saat içinde 31.811 sayıyı hatırlayarak Guiness Rekorlar Kitabına girmeyi başarmıştır. Rajan’ın bellek performansı üzerinde Thompson ve arkadaşları tarafından yapılan çalışmalar, onun sayı dizisi uzamı (digit span), harf uzamı (letter span) ve uzun listeleri hatırlamayı içeren bir çok bellek görevinde normal deneklerden oldukça üstün olduğunu göstermiştir. Rajan’ın babası, Profesör Thompson’a gönderdiği mektupta oğullarının üstün bellek performansını, ilk kez kızlarının doğum günü için verdikleri küçük bir partide farkettiklerini yazmıştır. O zaman 5 yaş 9 aylık olan Rajan, parti bittikten sonra partiye gelen 20 aracın plakasını ve bunların kimlere ait olduğunu hatırlayabilmiştir (Haberlandt, 1994). Luria’nın (1968) "Bir Mnemonistin Zihni" (The Mind of a Mnemonist) adlı kitabında, yaşamını ve başarılarını anlattığı meşhur deneği Shereshevskii, 100 x 100’lük bir sayı matrisini, sağdan sola, soldan sağa ve yukarıdan aşağıya ezberleyebilmektedir. Shereshevskii, en küçükleri de dahil olmak üzere hiç bir ayrıntıyı unutmamakta ve her şeyi hatırlayabilmektedir. Ericsson, Chase ve Faloon (1980), bellek yeteneğinin nasıl kazanıldığını analiz ettikleri bir çalışmada, üniversite öğrencisi olan bir koşucuya, sayıları çeşitli yarışmaların bitiş süresi olarak kodlamayı öğretmişlerdir. Örneğin 3492 şeklindeki bir diziyi denek, bir yarışın "3 dakika 49 nokta 2 sn" olan bitiş süresi olarak ezberlemiştir. İlerleyen eğitim aşamalarında denek, bitiş sürelerini yaş (örn., 893; "89 nokta 3"; çok yaşlı bir adam) ve tarih bilgisi (örn., 1944; II. Dünya savaşının sonuna yakın) ile desteklemeyi öğrenmiştir. Eğitimin başlangıcında denek, kendisine gösterilen sayı dizilerinin 6 veya 7’sini hatırlarken, eğitimin sonlarına doğru en az 79’unu doğru olarak hatırlayabilir hale gelmiştir.

Üstün bir bellek performansı nasıl sağlanabilir? Bellek şampiyonlarının normal bir belleğe sahip olan insanlardan farkı var mıdır? Hiç, bir bilgiyi hangi kitapta okuduğunuzu hatırlamak için öncelikle o bilgiyi, kitabın hangi bölümünde ya da sayfanın neresinde okuduğunuzu hatırlamaya çalıştığınız oldu mu? Bazen sınıf arkadaşlarınızın isimlerini hatırlamak istediğinizde sınıftaki sıralardan zihinsel olarak geçip her birinin yüzünü gözünüzde canlandırdığınız oldu mu?

Belleğimizin depolama ve işleme faaliyetlerini ancak sınırlı nitelikte gerçekleştirebilmesi, hatırlama yeteneğimizin bizi yanıltabildiğine ilişkin örneklerin yaşanması, hatırlamaya yardımcı stratejiler kullanarak bellek performansının geliştirilebilmesine yönelik araştırmalara yol açmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmalar "mnemonik teknik veya sistem"lerin kullanımını içermektedir.

Mnemonik terimi, hatırlamaya yardımcı strateji kullanımını ifade etmektedir. Bu terim Eski Yunan’da bellek tanrıçası olarak bilinen "Mnemosyne"den gelmektedir. Eski Yunan hatipleri uzun konuşmaları hatırlamak için çeşitli stratejilerden yararlanmışlar ve özellikle yerleşim (loci) tekniği olarak bilinen mnemonik tekniği kullanmışlardır (Higbee, 1977). Mnemonik teknikler aracılığıyla, kişi için anlamsız olan ya da düşük anlamlılığa sahip olan malzemeler anlamlı hale getirilmektedir. Bu tekniklerin temelinde, bellekte daha önceden hazır bulunan malzemelerin; bilinmeyen ya da yeni sunulan malzemeleri çağrıştırması yatmaktadır (Anderson, 1980). Higbee’ye (1977) göre, mnemonik teknik veya sistemler, öğrenme ve bellek ilkelerini kullanan bellekteki bilgilere kolaylıkla ulaşmayı sağlayan zihinsel dosyalama sistemleridir (mental filing systems).

Pavio (1971) mnemonik tekniklerin temelinde en az üç önemli sayıltının yer aldığını belirtmektedir. Sayıltılardan ilkine göre, somut nesneler somut olmayanlardan daha iyi hatırlanır. İkinci sayıltıya göre, hatırlanması gereken malzemelerle somut nesneler arasında bağ kurulması, malzemelerin hatırlanması açısından yararlıdır. Üçüncü olarak somut nesnelerin görsel imgeleri, sözel malzemelerin hatırlanmasını kolaylaştıran araçlar olarak hizmet eder. Bu sayıltılardan hareketle bellekte daha fazla bilginin tutulabilmesini sağlayabilmek için mnemonik sistemlerde aşağıda belirtilen bellek geliştirme ilkelerinden yararlanılmaktadır.

Anlamlılık

Mnemonik tekniklerde; uyaklar (rhymes), örüntüler (patterns) ve çağrışımlar (associations) kullanılır. Bu yolla hatırlanması gereken malzemelerin daha anlamlı hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Hatırlanması gereken malzemelerin birey için anlamlı hale gelmesi, bu malzemelerin hatırlanmasını kolaylaştırmaktadır (Hunt ve Love, 1987; Levin, 1989; Mitchell ve Hunt, 1989).

Organizasyon

Bütün mnemonik sistemlerde, belleğe kaydedilen malzemelerin öncelikle belirli bir organizasyon içinde sıralanması amaçlanır (Anderson, 1980). Bilgi, belleğe belirli bir organizasyon içinde kaydedildiği zaman gerektiğinde bu organizasyona göre, sistematik bir biçimde geri getirilmesi mümkün olabilmektedir (Higbee, 1977).

Çağrışım

Mnemonik sistemlerde bellekte daha önce hazır bulunan malzemelerle, belleğe yeni kaydedilenler arasında çağrışım kurulur. Çağrışım ilkesi bütün mnemonik sistemlerin temelini oluşturmaktadır (Luria, 1968; Higbee, 1977).

Zihinde Canlandırma

Zihinde canlandırma (visualization), diğer bir deyişle nesnelerin zihinde resimsel olarak temsili, mnemonik tekniklerde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Daha önce bellekte yer alan malzemelerin yenilerine bağlanmasıyla oluşan ilişkiler bu ilke uyarınca görülür hale gelmektedir. M.Ö. 477’de Keos’lu ozan Simonides, görsel ya da resimsel imgelerin belleğin işleyişini kolaylaştırdığını ve iyi bir belleğe sahip olmak için bunun gerekli olduğunu fark etmiştir (Signoret, 1982). Yapılan araştırmalar zihinde canlandırmanın hatırlamayı arttırdığını göstermektedir (Lesgold ve Goldman, 1973; Morrison, 1988; Mitchell ve Hunt, 1989; Pavio, 1971).

Dikkat ve İlgi

Mnemonik sistemlerde mümkün olduğu kadar dikkat çekici ve ilginç çağrışımlar kullanmak gerekir. Bu durum kişide canlı görsel imgelerin oluşmasına katkıda bulunur. Örneğin, köpek ve süpürge kelimelerini hatırlamak için köpek ve süpürge kelimelerini sadece birlikte düşünmek veya elinde süpürge olan biri tarafından kovalanan bir köpek düşünmek yerine, bir süpürge tarafından süpürülen bir köpek düşünmek daha ilginçtir (Higbee, 1977). Dikkat çekici imgeler, garip ve biricik olma eğilimi gösterirler. Bir imgenin biricikliği ise, onun bellekte daha uzun süre kalmasına yol açmaktadır (Lesgold ve Goldman, 1973).

Yukarıda özetlenen ilkeler üzerine temellenen ve bellek araştırmacıları tarafından sıklıkla kullanılan genel bazı mnemonik teknikler şunlardır:

Bağlama (Link) Sistemi

Bu sistem malzemelerin sunum sırasına sadık kalmak kaydıyla hatırlanması gereken seri öğrenme görevlerinde kullanılmaktadır (Pavio, 1971). Zincir sistemi (chain system) olarak da adlandırılan bağlama sistemi iki basamaktan oluşmaktadır: İlk olarak öğrenilecek listedeki her maddenin görsel imgesi oluşturulmaktadır. İkinci olarak her maddenin görsel imgesiyle bir sonraki malzemenin görsel imgesi arasında bağ kurulmaktadır. Böylelikle hatırlanması gereken maddeler, o maddelere ait görsel imgeler aracılığıyla bir zincir şeklinde birbirine bağlanmaktadır (Higbee, 1977). Bağlama sistemini temel alarak geliştirilmiş olan bir teknik, öykü (story) tekniğidir. Bu teknikte hatırlanması gereken malzemelerden bir öykü oluşturulmakta ve öyküde geçen olaylar görsel imgelere dönüştürülmektedir. Özellikle bir dizi kelimenin öğrenilmesinde öykü sistemi oldukça etkilidir. Yine bağlama sistemini temel alarak geliştirilmiş bir başka teknik, anahtar kelime (keyword) tekniğidir (Atkinson, 1975). Bu teknikte, hatırlanması gereken malzemelere sessel açıdan benzeyen ve kolaylıkla imgelenebilen kelimeler kullanılmaktadır. Örneğin " ‘raven’ (kuzgun) iri siyah bir kuştur", şeklindeki bir cümleyi ezberletebilmek için "raven" kelimesine akustik açıdan benzeyen bir anahtar kelime; "raisen" (kuru üzüm) seçilmektedir. Bu durumda "raisen" yiyen bir "raven" imgelemek cümleyi hatırlamak için oldukça kolaylaştırıcıdır (Laufenberg ve Scruggs, 1986).

Yerleşim (Loci) Sistemi

Yerleşim sistemi, M.Ö. 500 yılına dek uzanan bir geçmişe sahip en eski hatırlama tekniğidir (Anderson, 1980; Haberlandt, 1994). Bu sistemin başlangıcı, Cicero tarafından anlatılan bir öyküye dayanmaktadır. Keos’lu ozan Simonides, bir toplantıdan ayrıldıktan kısa bir süre sonra davet salonunun çatısı çökmüş, ev sahibi ile konukların tümü ezilmiş ve cesetler tanınamaz hale gelmiştir. Simonides, herkesin oturduğu yeri hatırladığı için kimlik belirlemesi yapabilmiştir (Haberland, 1994; Higbee, 1977; Signoret, 1982). Yerleşim sisteminin başlangıcını bu olay oluşturmuştur. Bu sistemde hatırlanması gereken malzemelerle iyi bilinen, sabit nitelikteki yerleşim alanları birbirlerine bağlanarak hatırlanır. Örneğin, bir seri kelimeyi, okul kafeteryasına giden yol üzerindeki belirli yerler arasında bağ kurarak hatırlamak mümkündür (Groninger, 1971). Yerleşim sistemi iki temel basamaktan oluşmaktadır. İlk olarak bilinen bir yerleşim yerinin zihinsel imgesi, doğal ve mantıklı bir sırada ezberlenir (örn., 1, botanik bahçesi; 2, müze; 3, kilise vb.). İkinci olarak, hatırlanması gereken her maddenin imgesi, yerleşim alanının belirli bir bölümüyle ilişkilendirilir ve malzemelerin hatırlanması sırasında, söz konusu yerleşim alanında zihinsel bir yürüyüş yapılır (Kliegl, Heckhausen ve Baltes, 1989).

Asma (Peg) Sistemi

Asma sistemi, yerleşim sisteminin bir uzantısı olarak 17. yüzyılın ortalarında Henry Herdson tarafından geliştirilmiştir (Higbee, 1977). Bu sistem, hatırlanması gereken malzemeleri, daha önce öğrenilmiş olan ve çoğunlukla somut olan nesnelere asmayı içermektedir. Kullanılan somut kelimeler genellikle nesnelere olan benzerliklerine (örn., 1, mum; 2, ördek; 3, mızrak) ya da nesnelerin sayıların okunuşu ile uyaklı (rhym) oluşlarına göre (örn., 1 (one), bun; 2 (two), shoe; 3 (three), tree) seçilmektedir (Pavio, 1971). Buna göre asma sisteminde her sayı değişik bir nesne ile temsil edilmektedir. Kişiden istenen 1’den başlayıp hatırlaması gereken madde kadar sayıyı, belirli nesnelere karşılık gelecek şekilde ezberlemesidir. Daha sonra hatırlanması gereken maddelerle, sayılara karşılık gelen somut nesnelerin etkileşimlerini zihinde canlandırması gerekmektedir. Örneğin, hatırlanması gereken kelimelerin "kağıt, lastik, doktor " olduğunu düşünelim. Sayılara karşılık gelen nesneler de yukarıdaki örnekte verilenler olsun (1, bun (çörek); 2, shoe (ayakkabı); 3, tree (ağaç). Asma sistemini kullanan kişinin bu kelimeleri hatırlayabilmek için sırasıyla kağıt ile çörek, lastik ile ayakkabı, doktor ile ağaç arasında bir çağrışım kurması gerekir. Bunun için kağıttan yapılmış bir çörek yediğini düşünebilir. Lastiklerin yerinde dört tane ayakkabı olan bir araba imgeleyebilir. Nihayet ağaca tırmanan bir doktor görebilir. Maddeleri doğru bir sırada hatırlayabilmek için her sayının karşılık geldiği nesneyi ve o nesne ile hatırlanması gereken kelimenin etkileşimini zihinde canlandırmak yeterli olacaktır.

Glover, Timme, Deyloff, Rogers ve Dinell (1987), daha önce bir yazıcı ile hiç karşılaşmamış üniversite öğrencilerine asma sistemiyle yazıcıyı kullanmayı, hiç bir stratejinin kullanılmadığı kontrol grubu öğrencilerine göre daha kolay öğretmişlerdir. Bu çalışmada denekler, öncelikle yukarıda olduğu gibi sayılara fonetik açıdan benzeyen bir dizi somut kelimeyi öğrenmişlerdir. Daha sonra listedeki her madde ile o maddeye ilişkin somut nesnenin etkileşimlerinin zihinsel imgelerini oluşturmuşlardır. Örneğin, yapılması gereken işler setindeki ilk basamak "düğmeyi çevir"dir. Bu durumda denekler çöreğin ortasında bir düğmeyi çevirmeyi hayal etmişlerdir. Sonraki yönerge, "kağıdı zincir halkanın üzerine koy" şeklindedir. Denekler, içine kağıt doldurulmuş bir ayakkabının bir zincirle bağlandığını düşünmüşlerdir. Bu işlem yönerge listesi sona erinceye kadar devam etmiştir.

Fonetik Sistem

Bu sistem farklı araştırmacılar tarafından ilgilenilen konuya göre, şekil-alfabe (figure-alphabet), sayı-harf (digit-letter, number- alphabet), sayı-sessiz harf (number-consonant) veya sese uygun sayı (number to sound) gibi değişik şekillerde adlandırılmaktadır (Ericsson, Chase ve Faloon, 1980; Higbee, 1977; Hunt ve Love, 1987; Luria, 1968; Morris ve Greer, 1984). Ancak bu sistemin versiyonlarının tümündeki ortak yön çoğunlukla 0’dan 9’a kadar olan sayıların her birinin sessiz harflerle veya onlara uygun seslerle temsil edilmesi ve bu sessiz harflerin aralarına sesli harfler konarak hecelerin ya da kelimelerin oluşturulmasıdır. Örneğin, 1, T veya Th; 3, M; 4, R; 5, L; 6, J veya Ch, Sh şeklinde sayılar seslere dönüştürülmektedir. Bu durumda 164359 sayısı, denek tarafından TeaCheR MaiL Box olarak kodlanmakta ve bir öğretmenin kendisine bir şey postalamak istediği şeklinde imgelenmektedir (Valentine ve Wilding, 1994). Benzer şekilde, Kliegl, Heckhausen ve Baltes’in (1989), araştırmasında denekler, 00 ile 99 arasındaki sayıların ifade ettikleri sessiz harfleri ezberlemişler ve bu sessiz harfleri sesli harflerle anlamlı hale getirmeyi öğrenmişlerdir (Örn., 40, R S, RoSe; 78, C F, CoFFee; 00, S S, SuSy............... 86, F SH, FiSH vb.). Bu şekilde denekler, kendisine sunulan 407800.....86 şeklindeki bir diziyi, RoSe, CoFFee, SuSy........ FiSH olarak kodlamakta ve gerektiği zaman kelimelerdeki sessiz harflerin karşılığı olan sayıları geri getirebilmektedirler.

Fonetik sistemin başlangıcı, 1948’de Wickelman’ın alfabedeki harflerle sayıları eşleştirerek oluşturduğu sayı-harf sistemine dayanmaktadır (Morris ve Greer, 1984). Bu sistemin diğer mnemonik sistemlere göre en önemli avantajı, sayıların hatırlanmasında daha kullanışlı olmasıdır. Çok uzun sayıların hatırlanması gerektiğinde 0’dan 9’a kadar olan sayı-ses eşlemesi temel alınarak 00-99 arası tüm sayıların hangi seslere karşılık geldiğini belirten listeler oluşturulmaktadır. Daha sonra deneklere, oldukça uzun süren eğitim oturumlarıyla, sayıları seslere dönüştürüp aralarına gerekli sesli harfleri ekleyerek kelimeler oluşturması ya da dizideki her sayıya uygun sesle başlayan cümleler kurması öğretilmektedir (Ericsson, Chase ve Faloon, 1980; Higbee, 1977; Kliegl, Heckhausen ve Baltes, 1989).

Mnemonik Tekniklerin Sınırlılıkları

Belleğin geliştirilmesine yönelik yapılan araştırma bulgularına ve bellek yarışmalarına katılan yarışmacıların belirttiklerine göre, yukarıda özetlenen mnenonik teknikler kullanılarak daha çok şey hatırlamak mümkündür. Örneğin II. Dünya Bellek Şampiyonası’na katılan bir yarışmacı bu teknikleri kullanmayı öğrendikten sonra yaşantısında meydana gelen değişiklikleri şu şekilde ifade etmektedir: "Belleğim daha organize bir yaşam sürmeme yol açtı. Artık randevu defteri kullanmaya ihtiyacım kalmadı çünkü randevularımın hepsini aklımda tutuyorum. Çok sayıdaki bilgiyi hatırlayabiliyor ve notlarıma bakmaksızın konuşma yapabiliyorum" (Valentine ve Wilding, 1994). Ancak mnemonik teknikler kişinin belleğinde çoğunlukla, genel değil özel bir artışa yol açmaktadır. Örneğin Kliegl, Heckhausen ve Baltes, (1989) deneklerinden birine yerleşim sistemine göre kelimelerin hatırlanabilmesine yönelik, diğerine ise fonetik sisteme uygun olarak sayıların hatırlanabilmesine yönelik eğitim vermişlerdir. Buna bağlı olarak, deneklerin bellek performansındaki artış, aldıkları eğitim doğrultusunda sadece kelimelerin ya da sayıların hatırlanmasında gözlenmiştir. Benzer şekilde, Wilding ve Valentine’nin (1985) deneği sadece gecikmeli hatırlama görevlerinde, Coltheart ve Glick’in (1974) deneği ise, sadece kısa süreli görsel bellek görevlerinde başarılı olmuştur.

Mnemonik teknikler kullanarak normal performansın ötesinde bir başarı sağlayabilmek için oldukça uzun eğitim oturumları gerekmektedir. Ericsson, Chase ve Faloon (1980), bir üniversite öğrencisinin sayıları hatırlama performansını 6-7 basamaktan 79 basamağa çıkarabilmek için 20 aylık bir eğitim vermişlerdir. Kliegl, Smith, Heckhausen ve Baltes’in (1989) araştırmasındaki eğitim aşaması ise 14 ay sürmüştür. Luria (1968) ise mnemonist Shereshevskii ile yıllarca çalışmıştır. Bellek şampiyonalarına katılan yarışmacılar, şampiyon olabilmek için yaşamlarını belleklerini geliştirmeye adadıklarını belirtmektedirler (Valentine ve Wilding, 1994).

Mnemonik teknik veya sistemler bütün öğrenme görevlerine güçlü cevaplar vermezler. Görsel imgelerin kullanımından kaynaklanan bazı sınırlılıkları vardır. Görsel imgeler oluşturabilmek ve bu konuda eğitilebilmek oldukça uzun zaman almaktadır. Bir kelimeyle temsil edilen bir nesnenin imgelenmesi, kelimenin kendisini düşünmekten daha uzun zaman alabilir. Ayrıca hatırlanması gereken malzemeler çok hızlı sunulursa, hatırlamak için görsel imgeler kullanmak performansı düşürebilir (Higbee, 1977). Mnemonik eğitimin kısa süreli bellek kapasitesi artışına yol açıp açmayacağının incelendiği bir çalışmada (Menli, 1991), sunum hızı ile verilen mnemonik eğitim türü arasında bir etkileşim olduğu bulunmuştur. Özellikle fonetik sistem gibi kullanımı diğerlerinden daha zor olan ve daha uzun eğitimi gerektiren türdeki mnemonik tekniklerin başarılı sonuçlar verebilmesi için hatırlanması gereken maddeler arasındaki sunum süresinin daha uzun olması gerekmektedir.

Mnemonik teknikler açısından oldukça önemli bir ilke olan görsel çağrışımlar kurma, soyut malzemelerde, somut malzemelerin kullanılmasında olduğu kadar iyi çalışmazlar (Higbee, 1977; Laufenberg ve Scruggs, 1986; Lesgold ve Goldman, 1973). Ayrıca insanlar arasında görsel çağrışım kurabilme yeteneği açısından bireysel farklılıklar vardır. Bütün bunlara rağmen, özellikle mnemonik sistemlerden türetilen daha basit düzeydeki mnemonik stratejilerin, zihinsel açıdan yetersiz ya da öğrenme problemleri olan yetişkinlerin veya çocukların bilişsel süreçlerindeki dezavantajlarını en aza indirgemede etkili olduğunu gösteren bir çok araştırma bulgusu bulunmaktadır (Örn., Feld ve Witte, 1988; Morrison, 1988; Pressley, Levin ve Delaney, 1982; Torgesen ve Houck, 1980).

Mnemonik tekniklerin avantaj ve sınırlılıklarını özetledikten sonra baştaki sorulara tekrar dönecek olursak, üstün bir bellek performansına sahip olmak için her şeyden önce uzun ve zahmetli bir eğitim programını göze almak gerektiği sonucuna ulaşabiliriz. Bellek şampiyonlarının normal bir belleğe sahip olan insanlardan farklı olup olmadığı sorusuna cevap verebilmek ise daha zordur. En azından insanların, yaşamlarını bellek şampiyonu olmaya adamalarına yol açan faktörler düşünüldüğünde, bellek şampiyonları ile normal belleğe sahip kişiler arasında farklılıklar olacağı düşünülebilir. Yarışmacılık, yüksek başarı beklentisi, güdü ya da diğer bir çok kişisel faktör gibi. Ancak zihinsel faaliyetler açısından mnemonistlerle normal belleğe sahip olan kişiler karşılaştırıldığında ise, bu yöndeki bulgular, çoğunlukla farklılık olmadığını göstermektedir. Kliegl, Heckhausen ve Baltes’in (1989), Ericsson, Chase ve Faloon’un (1980) araştırmalarındaki denekler, normal zeka düzeyinde olup, eğitim öncesi bellek ölçümleri açısından da normal bir performansa sahiptirler. Ayrıca sözü edilen bu araştırmalarda eğitim sonrasında deneklere kodlayamayacakları diziler verildiğinde, bellek performanslarının tekrar başlangıç düzeyine düştüğü görülmüştür. Dolayısıyla uygun bir mnemonik sistem ve geri getirme yapısının (retrieval structure) seçilmesi, uygun ve yeterli düzeyde bir eğitimin verilmesi sonucu bellek kapasitesinde sağlanan ve sınırsız gibi görünen gelişme, bellek kapasitesinin artması anlamına gelmemektedir (Baine, 1989; Ericsson, Chase ve Faloon, 1980; Menli, 1991).

Mnemonik tekniklerle sağlanan artış, eşyaların rastgele konulduğu bir odaya kıyasla, aynı büyüklükteki başka bir odaya düzenli olarak yerleştirmek şartıyla daha çok şey sığdırabilmeye benzer. Nihayet "Hiç, bir bilgiyi hangi kitapta okuduğunuzu hatırlamak için öncelikle o bilgiyi, kitabın hangi bölümünde ya da sayfanın neresinde okuduğunuzu hatırlamaya çalıştığınız oldu mu? Bazan sınıf arkadaşlarınızın isimlerini hatırlamak istediğinizde sınıftaki sıralardan zihinsel olarak geçip her birinin yüzünü gözünüzde canlandırdığınız olur mu?" şeklindeki son iki soruya evet diyebiliyorsanız, bilgileri hatırlamak için bazen doğal olarak sizin de mnemonik stratejilerden yararlandığınız söylenebilir.

Kaynaklar

Anderson, J. R. (1980). Cognitive psychology and its implications. San Francisso: W.H. Freeman and Company.
Atkinson, R. C. (1975). Mnemotechnies in second-language learning. American Psychologist, 821-828.
Baine, D. (1989). Memory and mnemonics. Mental Retardation and Learning. Disability Bulletin, 2:23-33.
Coltheart, M.& Glick, M.J. (1974). Visual imagery: A case study. Quarterly Journal of Experimental Psychology, 26, 438-453.
Ericsson, K. A.& Chase, W.G., Faloon, S. (1980). Acquisition of a memory skill. Science, 208: 1181-1182.
Feld, K.G. & Witte, K.L. (1988). Mnemonic benefits of digit-list organization: Test of developmental lag hypothesis of reading retardation. Journal of Genetic Psychology, 149:459-469.
Glover, J.A. & Timme, V., Deyloff, D., Rrogers, M., Dinell, D. (1987). Oral directions: What to do when. Journal of Educational Research, 81(1), 33-40.
Groninger, L. D. (1971). Mnemonic imagery and forgetting. Psychonomic Science, 23:161-163.
Haberlandt, K. (1994). Cognitive psychology. Boston: Allyn & Bacon.
Higbee, K. L. (1977). Your memory: How it works and how to improve it? New Jersey: Prentice-Hall.
Hunt, E. & Love, T. (1987). How good can memory be? In A.W. Melton, E. Martin (Eds.). Coding processes in human memory. New York: Winston and Sons.
Kliegl, R. J.,. Heckhausen, S. J. & Baltes, P. B. (1989). Testing-the limits and the study of adult age differences in cognitive plasticity of a mnemonic skill. Developmental Psychology, 2: 247-256.
Laufenberg, R. & Scruggs, T.E. (1986). Effects of transformational imagery strategy to facilitate digit span recall of mildly handicapped students. Psychological Reports, 58, 811-820.
Lesgold, A. M. & Goldman, A.R. (1973). Encoding uniqueness and the imagery mnemonic in associative learning. Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior, 12:193-202.
Levin, M. E. (1989). Comparison of individual and cooperative mnemonic vocabulary instruction. Dissertation Abstracts

24/4/2008 ·

ZİHNİ, ÖĞRENMEYE YOĞUNLAŞTIRMAK İÇİN NE YAPMALIYIZ

Dinlerken not tutmalıyız, öğretmenin anlattıklarının arkasındaki anlamları kavramaya çalışarak ön tahminlerde bulunmalıyız.

 

Bilgilerin anlamı ne kadar açıksa, zihinde kalma ve hatırlama olasılığı da o kadar yüksektir.

 

Özellikle ilgi duyulan şeyler daha çok hatırlanır. Belleğimizin bilinçli bir zorlama olmadan, neyi alıp saklayacağını bizim özel ilgimiz belirliyor. Birbirine bağlı, çağrışım yaptıran ve istisna olan şeyleri hala iyi hatırlıyoruz.

 

O halde, bir şeyi yeniden hatırlamak istiyorsak, her şeyden önce onu doğru biçimde yerine yerleştirmeyi öğrenmeliyiz.

 

Öğrenme sürecinin başında ve sonunda daha çok şey hatırlarız. Fakat öğrenme sürecinin ortasında, hatırlama konusunda bir düşme her zaman söz konusudur. Dinleme arası verilmediğinde bu düşüş daha da fazla olmaktadır.

 

Bir şeyin bellekte kalması, anlamıyla doğru orantılıdır. Zihnimizde tutmak istediğimiz bir şey ( ne olursa olsun ) eğer anlamlıysa daha kolay ve daha çabuk kavranacaktır. Zihnimizde tutmak zorunda olduğumuz ne varsa, bunların hepsine bir anlam kazandırabilirsiniz. Bu anlam verme olayı kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

 

 

VERİMLİ ÇALIŞMAYI ENGELLEYEN TUZAKLAR

 

( LÜTFEN AZALTMAYA ÇALIŞIN! )

 

1.   Gözlerinizi yapamadıklarınıza çevirmek

2.   Müzik eşliğinde çalışmak

3.   Zorlanılan derslerin dışlanması

4.   Aşırı kaygı ( güvensizlik )

5.   Yatarak ( uzanarak ) çalışmak

6.   Çalışma anında hayallere dalmak

7.   Uzayıp giden telefon konuşmaları yapmak

8.   Motivasyon noksanlığı, isteksizlik

9.   Günlük ayrıntılara boğulmak

10. Çalışmayı tamamlamadan bırakmak

11. Amaçların, önceliklerin belirlenmemesi

12. Arkadaşlara “hayır” diyememek

13. Televizyona takılıp kalmak

14. Dersler, konular hakkında yetersiz bilgi sahibi olmak

15. Düzenli tekrarlar yapmamak

16. Programsız, plansız çalışmak

17. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamak

18. Zamanı denetleyememek

19. Çevrenizin sizden beklentilerinin yüksek olması

20. Sınav bilgi ve tekniklerini yeterince bilmemek

21. Çalışma anında uygun dinlenme aralıkları vermemek

22. Yanlışlardan ders almamak, noksanları gidermemek

23. Çözümlenemeyen ailevi veya kişisel sorunlar içinde boğulmak

24. Fazla dışa açık olmak

 

 

BAŞARININ PROGRAMI

 

İnsan hangi limana gideceğini bilmezse hiçbir rüzgar onun için yararlı olmaz.

                                                                                              SENACA

 

Esen rüzgarlara kendini bırakarak istediği limana ulaşmak isteyenleri bekleyen son, tam bir hayal kırıklığıdır.

 

Üniversite sınavlarında, şans faktörünün oranı % 0’a yakındır. Çünkü arkadaşlarınız işi şansa bırakmıyor. Planlı, Programlı bir çalışma yürütüyor. Planlı çalışma yürüten arkadaşlarınız varken, sizin işi şansa bırakmanız, erkenden havlu atmak olacaktır.

 

Planlı çalışma, nereye ve nasıl gideceğinizi mantıklı bir biçimde, önceden karşılaştırmanızdır. Öğrencinin geçerli ve verimli bir program hazırlamayı bilmesi için öncelikle, günlük yaşantısında yer alan olayları ve zaman kaybına yol açan nedenleri belirlemesi zorunludur.

 

 

ÖĞRENMENİN GESTALT MODELİ

 

Fakir bir adama balık verirsen, o gün için doyar. Ona balık tutmayı öğretirsen, her gün doyar.

ÇİN ATASÖZÜ

 

Herhangi bir bilgiyi, zihne kazandırmanın en iyi yolu; bunu bütünüyle kavramaya çalışmaktır. Böylece eldeki metin veya konu bir bakışta kavranır. Öğrenilecek bilgi malzemesi akılda tutulmayacak kadar büyükse ve zorsa, bu durumda öncelikle, bilgi malzemesiyle ( Konuyla ) ilgili genel bir görüş edinmeye çalışın. Böylece bağlayıcı “ana çizgileri” kolayca fark ederek ve metnin olabildiğince az parçalar halinde bulunmasına dikkat ederek anlamlı bir bölümleme yapabilirsiniz.

 

 

GÜMÜŞ GÜNLER, ALTIN SAATLER BOŞ GEÇMEMELİ

 

Başlangıçta hepimizin eşit olarak sahip olduğu tek şey, zamandır.

 

Sorun; ne kadar zamanımızın olduğunda değil, sahip olduğumuz zamanı nasıl kullandığımızdadır.

 

Zaman; eşsiz bir kaynak… biriktiremeyiz; harcamak zorundayız. Onu istediğimiz zaman durduramayız.

 

Zaman; tekrar ele geçmeyen tek şey!

 

 

ÇALIŞMA PROGRAMI HAZIRLAYIN

 

Eğer bugün hiçbir şey yapmadım demek istemiyorsan, yarın için plan yap! ve uygula.

NİHAT ATEŞ

 

Haftalık ders çalışma programı hazırlarken günlük faaliyetlerinizi, haftanın her günü için ayrı ayrı gözden geçirmelisiniz. Okula gidiş – dönüş saatleri, çalışmak için ayrılacak süre, yemek arası, dinlenme, gezme, Tv ve diğer işler için ayrılacak zamanı önceden belirlemelisiniz. Uygulanabilir bir programın hazırlanabilmesi için tüm bu etkinlikleri gerçekçi bir biçimde planlamanız gerekir.

 

 

NASIL ÖĞRENİRİZ?

 

Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez.

LA FONTAINE

 

İnsan zihni, dakikada 600 kelimelik bir konuşma hızını algılama kapasitesine sahiptir. Normal bir konuşmanın hızı dakikada 150 kelime civarında olduğuna göre, dinleme esnasında, zihnimizde, her dakika için 450 kelimelik bir boşluk kalmaktadır. İşte bu boşluk, dikkatin dağılmasını kolaylaştırır, adeta teşvik eder. Bunun önüne geçmek için, zihni bir noktaya yoğunlaştırmak gerekir.

 

 

YA EN AZ UNUTTUKLARIMIZ

 

1.   Güzel aylar, anılar

2.   Yatmadan önce gözden geçirilenler

3.   Hatırlanması gerektiğine karar verilen şeyler

4.   Üzerinde sık sık konuşulan, tekrar edilen şeyler

5.   Kazanılan başarılar

6.   Kişiye anlamlı gelen konular

7.   Sık sık kullanılan, zaman zaman gözden geçirilen veya düşünülen konular

8.   Üzerinden iki hafta geçmeden yenilenenler

9.   Her zaman yüksek sesle düşünülen ve konuşulanlar

10. Çocukluk döneminde kazanılan ve bellekte kalıcı izler bırakan anılar

11. Fiziksel becerilere sıkı sıkıya bağlı olanlar

12. Kişiyi doğrudan ilgilendiren konular ve olaylar

 

 

EN ÇOK NELERİ UNUTURUZ?

 

1.   Adlar

2.   Rakamlar ve tarihler

3.   İstenmeyen şeyler

4.   Zor öğrenilmiş, tam olarak kavranmamış konular

5.   İnançlarımıza ve ön yargılarımıza ters düşen ( garip ) gerçekler

6.   Kısa sürede ve zorla öğrenmek zorunda kaldıklarımız

7.   Başarısızlıklarımız

8.   Öğrenmeye çalışmadan, rasgele edindiğimiz bilgiler

9.   Öğrendikten sonra üzerinde yeterince düşünmediğimiz konular

10. Yoğun, hasta, isteksiz ve sıkıntılı anlarımızda öğrenmeye çalıştığımız bilgiler

11. Uzunca bir süre çalışarak, ara vermeden öğrenilenler

12. Anlayamadığımız, bize anlamsız gelen şeyler

 

 

Daha yüksek bir verim için ulaşmak istediğiniz hedefin çekim gücünü kullanın.

 

İyi bir öğrenmenin olabilmesi, mutlak amacın belirlenmesiyle mümkündür. Bu amaç, sizin itici gücünüz olacaktır.

 

Amacınıza yaklaştıkça çalışma isteğiniz daha da artacaktır. Onun için, bir hedef belirleyin ve hedefinize ulaşmak için çaba gösterin. Ara hedefler tayin edin ve hedef uyarısından yararlanın.

 

Hatırlama gücü ödüllendirme ile artar. Her başarı zaten bir ödül olmakla beraber, başarınızı arttırmak için, kendinize bir ödüllendirme sistemi kurun.

 

Çalışma anında zaman zaman çalışmaya ara verip, telefon konuşması yapmak, televizyon açmak, dikkati dağıtıcı etki yapar. En verimli çalışmanın yolu, bu “molaları” uygun zaman aralıklarında gerçekleştirmektir. Bu gibi etkinlikleri, çalışma bitiminde yaparak, kendinizi bir tür ödüllendirebilirsiniz.

 

 

UNUTMA!

Çalışma aralarında televizyondan uzak dur! Çünkü öğrenme üzerinde en bozucu etkiyi televizyon yapmaktadır.

 

 

UYKU SAATİNDE İYİ UYU, DERS SAATİNDE UYUMA!

 

Uyku sırasında hatırlama mekanizması daha az rahatsız edilmektedir. Öğrendiklerimizi, uykuda daha yavaş, uyanıkken daha hızlı unuturuz. Öğrenme üzerinde en az bozucu etkiyi yapan etkinlik “uyku” dur. Eğer bir şeyi kalıcı olarak öğrenmek istiyorsanız, uyumaya gitmeden önce küçük bir tekrar yapmanızda büyük fayda vardır.

 

 

DERS NASIL ÇALIŞILMAZ?

 

Bir şeyi ezberlemek, bilmek sayılmaz.

MONTAIGNE

 

1.   Beden gevşek, uyuşuk ve kaykılmış, sadece seçtiğiniz, size ilginç gelen konular üzerinde durursanız

2.   Eğlence arar gibi bir havanız varsa

3.   Dersten derse, konudan konuya atlarsanız

4.   Zaman zaman hayale dalarsanız ve çalışmanız bölünürse

5.   Düşünce kontrolünüz yoksa

6.   Vakit geçirmek için resimlere ( şekillere ) anlamsızca bakarsanız

7.   Önemli kavramları atlar, öğrenme olayını hep sonraya ertelerseniz

8.   Gözünüz aynı cümleye dakikalarca takılı kalırsa. Bazen sabırsızlıkla, bazen de sıkılma nedeniyle acele ve atlayarak okursanız

9.   Gelişi güzel, karalama yapar gibi not tutarsanız

10. Hatırlamayı rastlantılara bırakırsanız

11. Ders çalışma zorlaştığında veya sıkıcı olmaya başladığında, çalışmayı tamamen bırakırsanız. Yani aslında, ders çalışmamak için bahaneler icat ederseniz

 

 

UNUTMA!

Bu tür ders çalışma ( ma! ) seni başarıya götürmez.

 

 

“Gece 2’ye kadar ders çalıştım, sabah da saat 5’te kalktım… sınavım yine de istediğim gibi geçmedi!”

 

Bu yakınmayı hep duyarız. Oysa hepimizin bildiği gibi, önemli olan, dersin başında kaç saat geçirdiğiniz değil, zamanı nasıl geçirdiğinizdir. Son geceye sıkıştırılmış bir sınav çalışması için geç vakitlere kadar uykusuz kalmak, sınava hazırlanmak için pek güvenilir bir yol olmasa gerek.

 

 

UNUTMA!

Önemli olan, çok çalışmak değil, yerinde ve zamanında çalışmaktır.

 

 

AKILDA KALMASI İÇİN, İYİ NOT TUTMALISINIZ

 

Not tutma, öğrenmenin en büyük düşmanı olan unutmayı önlemektedir. Not, ders sırasında tutulduysa, ilk tekrar, tutulan notların gözden geçirilmesi şeklinde olmalıdır. Daha sonraki tekrarlar, hiçbir yere bakınmadan hatırda kalanların, başka bir sayfaya yazılması ve daha sonra esas notlarla karşılaştırılarak eksiklerin giderilmesi şeklinde olmalıdır. Ders dinleme becerilerini geliştiren öğrenciler, not tutarak ve anlaşılmayan yerleri, anında öğretmene sorarak derse aktif şekilde katılırlar.

 

 

GÜNDE / HAFTADA KAÇ SAAT ÇALIŞMALISINIZ?

 

Zaman ve sözcükleri boş yere harcama. İkisi de çok değerli.

H.J. BROWN

 

24/4/2008 ·

ETKİLİ DİNLEME VE NOT TUTMA

Dinleme bir beceridir. Ve bu beceri birtakım ilke ve yöntemlerle çok daha etkili bir şekilde kullanılabilir. İnsan iletişiminin yaklaşık %90 ı sözel olarak yapılmaktadır. Bu iletişinin ancak yarısı kısa bir süre sonra hatırlanabilir. Aradan daha fazla zaman geçtiğinde ise %20-25 ini bile zor hatırlarız. Bütün bu nedenlerden dolayı etkili dinleme ilke ve yöntemlerini öğrenmek ve bunları uygulamak daha da önem kazanmaktadır.

Etkili dinleme sadece söylenilenleri duymak değil, aynı zamanda bu söylenenleri önemli bulmak, kavramak ve değerlendirmektir. Ayrıca etkin dinleme aktif bir süreçtir.

Olaya bir de başka bir boyuttan bakalım. Etkin dinleme öğretmen-öğrenci ilişkilerini de olumlu bir yönde etkiler. Öğretmen genellikle kendini dinleyen ve dinlediğini çeşitli biçimlerde belli eden öğrencilere daha fazla ilgi gösterir ve onlara dönerek konuşur. Öğretmen dersi anlatırken dinleyicilere ihtiyaç duyar. Bu nedenle başını sallayan, not tutan, dikkatini yoğunlaştıran aktif öğrencilere daha fazla ilgi gösterir.

Öğretmenin sınıf içindeki en önemli görevlerinden biri öğrenciye bilgi aktarmaktır ve bunu öğretmen genellikle anlatarak gerçekleştirir Öğrenci ise öğretmenin bu anlattıklarını anlamak amacıyla dinlemektedir. İşte önemli olan da öğrencinin bu dinleme işlevini nasıl yaparsa daha başarılı olacağıdır. Etkin bir dinleyici olmak için "İFİKAN" adlı bir yöntemi uygulayabiliriz.

Bu yöntem;

İ-       İleriye

F-      Fikirler

İ-       İşaretler

K-      Katıl

A-      Araştır

N-      Not tut olmak üzere 6 basamaktan oluşmaktadır.

 

 

 

 

Bu basamakları kısaca açıklayalım.

§Öncelikle ileriye bak basamağından başlayalım. Öğrenci sınıfta öğretmenini dinlerken, öğretmenin anlattıklarından yola çıkarak daha sonra neler söyleyebileceğini tahmin etmeye çalışmalıdır. Bu da öğrencinin dikkatinin dağılmasını engeller ve öğrenciyi devamlı uyanık tutar. Hatta öğrencinin aktif olarak katılmasını sağlar. Öğrenci daha önceden o günkü konuları okuyarak sınıfa gelirse hem anlatılanlara yabancı kalmamış olur hem de dersteki tahminlerini daha kolay bir şekilde yapar. Bu yöntemle öğrenci derste anlatılanları daha önce okuduğu için daha kolay bir şekilde hatırlar.

 

§İkinci olarak fikirler basamağı karşımıza çıkıyor. Bu basamak bize önemli fikir ve düşüncelere önem vermemiz gerektiğini ve bunları göz ardı etmememiz gerektiğini anlatmaktadır. Öğrenci öğretmenin bir ders boyunca anlattıklarının ana fikrini bulmaya çalışmalıdır. Ders boyunca kendi kendine bu konunun ana fikri nedir?, Burada anlatılmak istenen nedir? gibi sorular sorması gerekir. Bu sorular öğrencinin ana fikir ve kavramları bulmasına yardımcı olur.

§Üçüncü olarak işaretler basamağına bakalım. Öğrenci sınıf içinde devamlı uyanık olmak zorundadır. Öğretmenin hiçbir dediğini kaçırmamalıdır. Öğretmenin işaretlerine karşı dikkatli ve uyanık olmalıdır. Bir öğretmen konuyu anlatırken mutlaka ufak ipuçları verir. Bazı konuların üzerinde ısrarla durur. Örneğin bir konunun önemli bir bölümünü anlatırken belirli kelimeler kullanır, ses tonunda farklılıklar yaratarak çeşitli ipuçları verir. Öğretmenler seslerini yükselterek ya da "burası önemli", "dikkat ederseniz" gibi sözel vurgularla önemli noktalara işaret ederler. Bir öğretmen hiçbir zaman bu bir sınav sorusudur demez, ama çeşitli ipuçlarıyla bunu belli eder. Bu ipuçlarından birkaçına örnek verirsek: önemli, başlıca, can alıcı, burada esas fikir, şunu unutmayın ki, sonuç olarak, bu sebeple, özetle vb. ...Bu ipuçlarına dikkat edildiği taktirde öğrenci sınavda sorulabilecek soruları tahmin edebilir.

 

§Bir başka basamak ise "katıl" basamağıdır. Öğrenci sınıf içinde devamlı aktif olmalıdır. Pasif bir öğrenci hiçbir zaman başarılı olamaz. Öğrenci derse her fırsatta katılmalıdır. Öncelikle derse zamanında gelmeli, sınıfta oturacağı yeri iyi seçmeli, görebileceği, duyabileceği bir yere oturmalıdır. Ve ders sırasında öğretmenin söylediklerine gülümseyerek, kaşlarını çatarak, başını sallayarak olumlu ya da olumsuz tepki göstermelidir. Böylece öğretmen de anlaşılan ya da anlaşılmayan yerleri çok daha iyi bir şekilde görebilir. Ayrıca bu öğretmeni de memnun eder. Onun motivasyonunu arttırır, onu cesaretlendirir. Öğretmen dinlenildiğinin farkına varır. Oysa ki anlattıklarına karşı hiçbir tepki göstermeyen donuk, pasif öğrenciler karşısında öğretmen de bir şeyler anlatmak istemez. Öğrenciler öğretmene tepkide bulunarak dersin kalitesini yükseltmekte öğrencilerin elindedir.

 

§Beşinci olarak karşımıza "araştır" basamağı çıkıyor.

Öğrenciler nedense ders sırasında soru sormaktan çok çekinmektedirler. Ve fikirlerini, görüşlerini rahatça söyleyememektedirler. Oysa ki bu çok yanlıştır. Ders sırasında anlaşılmayan bir yer varsa ya da merak edilen bir soru varsa bu soru rahatlıkla sorulmalıdır. Hiçbir şekilde çekinilecek bir durum söz konusu değildir. Sorulara verilen cevap anlaşılmadıysa ve açıklamalar yeterli değilse, yeni sorular sorulmalı ve açıklama yapılması istenilmelidir. Eğer ders içerisinde zaman yetmediyse, ders bittikten sonra öğretmene ya da diğer öğrencilere de sorulabilir.

 

§En son basamak ise " Not Tutma" basamağıdır. Dinleme yoluyla öğrenilen bilgiler çok uzun süreler hafızada duramaz. Öğrenilenlerin zaman zaman tekrar edilmesi gerekir. Bir öğrenci ders sonunda, o derste dinlediğinin ancak %55 ini hatırlayabilir. Tekrar yapılmadığı sürece bu oran bir hafta sonra %17 lere düşer. Bu yüzden not tutmanın çok büyük bir önemi vardır.

§Not tutmanın iki önemli yararı vardır.

Birincisi eğitimin temel şartı olan "Aktif katılımı" sağlar. Öğrenci derste pasif durumdan aktif duruma geçer. Not tutma sayesinde derste devamlı uyanık olur, dikkatini derse yoğunlaştırır ve dikkatinin dağılmasını engeller. İkinci önemli yararı ise unutmayı engellemesidir. Unutkanlık düşmanını bizim avantajımıza çevirerek en önemli girişim not tutmaktır. Özellikle alınan notlar eve gelince bir de temize çekilirse hafızaya daha iyi yerleşir.

 

§Not tutulurken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar bulunmaktadır.

·      Öncelikle not tutulan kağıt konusunda cömert olmamız gerekir. İleride okuduğumuz zaman anlayabileceğimiz şekilde, boşluklar bırakılarak not tutmamız da yarar vardır. Hiçbir zaman küçük bir kağıda sıkışık bir şekilde not tutulmamalıdır. Hatta not tutmak için bir defter olursa daha düzenli not tutulur. Ve de sayfanın altında, üstünde, yan taraflarında boşluk bırakılırsa buralara eksik kalan bilgileri daha sonra yazabiliriz.

·      Not tutmaya ilk günden başlanılması gerekir. Ve düzenli olarak not tutulması çok önemlidir.

·      Dinleme ile not tutma arasında bir denge oluşturmak gerekir. Tüm dikkati dinlemeye ayırırsak, verimli bir şekilde not tutamayız. Aynı şekilde çok ayrıntılı not almaya kalkışırsak bu sefer de anlatılanları anlamamız güçleşir ve bu da dinlemeyi olumsuz etkiler. Dolayısıyla dinleme ve not tutma arasındaki dengeyi çok iyi ayarlamamız gerekir.

·      Derste not tutarken ana fikirleri, önemli noktaları not etmek çok önemlidir. Not alırken seçici olmakta yarar vardır. Önemli noktaları belilerken öğretmen bize çeşitli ipuçları verir. "Burası önemli","Burada esas olan", "Dikkat ederseniz" vb. ipuçlarıyla bu bölümlerin önemini vurgular. Bu bölümler mutlaka not alınmalı ve önemli olduğunu belirtmek için de yanına * işareti konmalı ya da altı çizilmelidir.

·      Not tutarken zamandan tasarruf etmek ve geri kalmamak için, öğrenci kendi anlayabileceği şekilde çeşitli kısaltmalar kullanmalıdır. Bu kısaltmalardan bazılarına örnek verirsek:

-ve &

-gibi .

-örneğin ör

-sonuç olarak son. ol.

-kadar =

-matematik mat

-yüzyıl yy

-birbirine 11

-buna ek olarak + 

-açısından ?

·      Not tutarken öğrenci kendi cümleleriyle not almalıdır. Bu şekilde hem öğrenci öğretmenin anlattıklarını özetleme imkanı bulur, hem de anladığı biçimde not alma imkanı bulur. Bazı durumlarda anlatılanların aynı şekilde not alınması gerekebilir. Ya da tahtada yazılanları aynı şekilde kaydetmek gerekebilir. Bu durumda anlatılanlar ya da yazılanlar aynı şekilde not alınmalıdır.

·      Öğrenci not tutarken aklına takılan yerleri ya da anlayamadığı bölümleri öğretmene sormaktan çekinmemelidir. Böylece not alırken hem eksik not almamış olunur hem de anlayarak not alınır.

·      Öğrenci hafızasına çok güvense bile mutlaka sınıfta öğretmen tarafından söylenen ve önemli gördüğü her şeyi not etmelidir. Böylece unutkanlık sonucu doğabilecek olumsuz sonuçları engellemiş olur.

·      Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri de tutulan notların mutlaka temize geçirilmesidir. Öğrenci tuttuğu notları temize geçirirken bir kez daha tekrar etmiş olur ve bu da unutmasını engeller. Eğer mümkünse tutulan notlar o gece ya da bir sonraki dersten önce temize geçirilmelidir.

 

İyi dinlemek ve not tutmak sadece eğitimin değil, hayat başarısının da en önemli unsurudur. İyi bir dinleyici olmanın temel kuralı iyi not tutmak, iyi not tutmanın yolu da iyi bir dinleyici olmaktır. Bu anlamda iyi not tutmak ve iyi bir dinleyici olmak birbirleriyle bağlantılı iki kavramdır.

Teorikte anlatılan bu hususlar, pratikte uygulandığında öğrenciye birçok yararlar sağlar. Çok ufakmış gibi görünen ayrıntılar ileride büyük farklar yaratacaktır. Bunu sizler de yaşayıp görebilirsiniz.

        

« Önceki ::